Yatlar katlar alarak ülke kalkındırılamaz
Son yıllarda yaptığı büyük yatırımlarla adından sıkça söz ettiren KC Group Yönetim Kurulu Başkanı Hızır DEMİR, her müteahhidin sivil toplum kurumu gibi çalışması gerektiğini belirterek kazancını katlara yatlara yatıranları ülkeye ihanetle suçladı.
MEHMET SAFA CANAT - HASAN CANAT / İSTANBUL

KONTAŞ+CANBERK = KC

Hızır Demir kimdir?

Hızır Demir devlete 35 yıl hizmet vermiş dar gelirli bir memur çocuğudur. Sekiz kardeşten biridir. KC GROUP ‘un K ‘sını oluşturan Kontaş İnşaat’ı, büyük ağabeyi Selahattin Demir ile birlikte kurmuşlar ve yıllarca dağ-bayır demeden Türkiye’nin her tarafında birlikte çalışmışlar ve birlikte bugünlere gelmişler. Yıllarca iki göz odada yaşamış, bir tencerede yemek pişirilmiş ve aynı tabaktan yemek yemiş kalabalık bir ailenin evladıyım. Yani birlikteliği, aile yaşantısını, fakirliği iyi bilen bir insanım. Lise yıllarında, anarşinin olduğu dönemlerde ( 12 Eylül öncesi ) üniversiteyi bitiremedim. Bu sebeple erken yaşta ticarete başladım. İş hayatına, inşaatların elektrik işlerinde ustalık yapmakla başladım. Bu arada büyük ağabeyim Selahattin Demir de çalıştığı işyerinden emekli olmuştu, birlikte Kon-Taş İnşaat’ı kurduk ve taşeron olarak müteahhitlere iş yapmaya başladık. Yıllarca müteahhitlere taşeron olarak iş yaptım. Bu sebeple, bu ülkede inşaat sektöründe gerek çalıştıran sıfatıyla müteahhidin, çalışan sıfatıyla da işçinin sorunlarını ve yine ülkemizdeki düzensiz yapılaşmayı, inşaat keşmekeşliğini çok iyi bilirim. Yıllarca bazı müteahhitler gerek ihaleli işlerde yüksek kırım ile iş almalarından dolayı maliyetleri düşürmek amacıyla ve gerekse yüksek kar elde etmek için inşaata başlayıp da işçisine yatacak yer vermeden, yemekhane yapmadan, sosyal güvenliğini sağlamadan, sigortasını yapmadan işçi çalıştırmışlardır. Emekçinin alın terine çöreklenmiş ve bu sayede yıllarca toplumumuzdan haksız rant sağlamıştır. Ben taşeron olarak çalıştığım dönemlerde 10-15 tane işçimle inşaatların bodrum katında kablo toplarından yastık yaparak, üzerimizde bir battaniye ile yattığımız günleri hiç unutamam. Onun için bir işe başlarken işçimin rahat yatabileceği yeri, yemekhanesini, sigortasını öncelikle yaparım ve bu konuda hiçbir maliyetten de kaçınmam. Doğal olanı budur ve bu olması gerekir.

KONUT SEKTÖRÜNDE HERKES KAZANIYOR

Sayın Demir, Ülkemizde; siyasetin ticarete ve ticaretin siyasete bakış açısını bize açıklayabilir misiniz?

Gerek inşaat sektörü ve gerekse pek çok sektör ülkemizde siyasete hep konu olmuş, zaman zaman da eleştirilmiştir. Bu eleştiriler siyasi eleştirilerdir. Sektörel sorunları ortaya koyan ve onlara çözüm getiren eleştiriler maalesef olmamıştır. Ben bütün siyasi görüşlere aynı mesafedeyim. Benim amacım siyaset yapmak değil. Amacım; bu ülke için üretmek, ürettiklerimle bu ülkeye, bu ülke insanına bir şeyler verebilmektir. Ülkeme istihdam sağlamak, ülkem insanına iş ve aş verebilmektir. Kısacası; siyasette de olsa ticarette de olsa kim nerede doğru işler yapıyorsa onların arkasında yürümek ve onlara destek vermek demek toplumun önünü açmak demektir.

TOKİ'YE DESTEK OLMALI

Anladığım kadarıyla herkes işini yapsın ama doğru yapsın diyorsunuz. Sayın Demir affınıza sığınarak bir şey soracağım. Diğer sektörleri değil de özellikle müteahhitleri deli diye nitelendiririm. Dağda-Bayırda çalışmalarından, yatırımcı oluşlarından, gözü kara oluşlarından. Anlatabilir misiniz? KC GROUP nerede çalıştı? Neler yaptı? Nasıl oluştu ve neler yapıyor?

Ben 1990'lı yıllarda elektrik ustalığı ile işe başladım ve zaman içinde yavaş yavaş inşaatların farklı alanlarındaki taşeronluğuna girdim. Sıva, alçı ve boya taşeronluğu yaptım. Bir dosya oluşturup Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ilkokul inşaatları almaya başladım. Sağlık Bakanlığı'ndan sağlık ocağı inşaatları almaya başladım. Belediyelerden hizmet binası inşaatları almaya başladım. Bu arada makine parkı oluşturup yol yapmaya da başladım. Bugünkü ortağım olan Canberk İnşaat’ın sahibi Tahir ERBARLAS ile 19 yıllık bir geçmişim var. Türkiye'nin her yerinde yol yaptım. Birçok belediyeye asfalt ve altyapı işleri yaptım. Çalışkanlığımız, ekip ruhuna inanmamız ve birikimlerimiz sayesinde daha büyük işler yapmaya gerek personel ve ekipman olarak ve gerekse kredibilite olarak hazır durumdaydık. Biz Toplu Konut İdaresi'nin böyle bir atak yapacağını beklemiyorduk. Ama Türkiye'nin konut sektöründe mutlaka atak yapması gerektiğini, gecekondu projelerinin kentsel projelere dönüşmesi gerektiğini, altyapının düzenli yapılması gerektiğini, dar gelirliler için sosyal konutlar ve yine toplumumuzdaki üst gelir gurubu için teknolojinin bütün imkanlarının kullanıldığı çağdaş yaşam alanları üretilmesi gerektiğini biliyorduk ve bekliyorduk. Toplu Konut İdaresi’nin başlattığı atak bizim arzularımızla örtüşüyordu ve konut alanında büyük projeler yapmaya da hazırdık. Açılan ihalelerden 19 yıllık tecrübelerimizin ve prensipli şirketleşmemizin karşılığını aldık. Şükürler olsun. Şimdi de deli gibi çalışıyoruz. Adeta kendimizle yarışıyoruz. Biraz önce dediğiniz gibi müteahhitler delidir. Vallahi doğru. Bu meslek herkesin açısından delilik olarak nitelendirilmelidir. Çünkü Türkiye'de devalüasyonların ve enflasyonların %100 arttığı, devletten paranızı müteahhit olarak hakediş yapıp alamadığınız dönemler çok olmuştur. Bu durumda ya gayri menkulünüzü ya makinenizi satacaksınız ya da bankadan faizle kredi çekmek suretiyle para bulacaksınız. Sonra işçinizin ve taşeronunuzun ödemesini yapacaksınız. O dönemlerde yıllarca bankalara yüksek faizler ödedik. Bu koşullarda müteahhitlik yapmak akıl işi midir? Tabii ki deliliktir. Fakat inanın müteahhitler Türkiye'nin dinamizmidir. Eğer müteahhitlik sektörü doğru yönlendirilirse Türkiye'nin kalkınması için çok büyük bir etkendir. Benim bu konuda şahsi düşüncem; “Her şirket sivil toplum örgütü gibi çalışmalıdır”. Yani siz kendi aileniz için para kazanıyorsunuz ve ailenize harcıyorsunuz. Eğer şirketseniz, bu ülkeden para kazanıyorsanız ve bu ülkede yaşıyorsanız kazancınızı tekrar bu ülkeye ve bu ülkenin insanına yatırım yapmak zorundasınız. Kazancınızı yurtdışına kaçırarak yatlar, katlar alarak bu ülkeyi kalkındıramazsınız!. Hatta ihanet etmiş olursunuz. Kazancınızı bu ülkeye ve bu ülkenin değer yargılarını koruma adına harcarsanız bu ülke kalkınır. Bu düşünceden hareketle, bugünkü Toplu Konut İdaresi'nin yaptıklarına bakıyorum. Ne yapıyor? Hasılat paylaşımı modeliyle müteahhitlere, yüklenici firmalara ve yatırımcı firmalara (daha önce devletin arpalık dedikleri) arsaları sunuyor. Oradan aldığı yüksek gelirleri kendi bütçesine koyuyor ve kendi bütçesine koyduğu bu paralarla da Hakkari'de, Şırnak'ta, Cizre'de, Artvin'de, Sinop'ta, Giresun'da, Rize'de, Gümüşhane'de, Erzurum'da ve Bolu'da inşaatlar yapıyor. Yüksekova'da inşaatlar yapıyor. Dar gelirliyi, fakiri-fukarayı ev sahibi yapıyor. Bu birinci boyutu. Bir de demirinden, çimentosuna, çivisine kısacası inşaat sektörüne mal üreten yan sektörlerin, tedarikçilerin, inşaatta çalışan bekçisinden düz işçisine, mühendisine varıncaya kadar çalışan binlerce kişinin evine ekmek götürmesi var. Bu da ikinci boyutu. Bütün bu çalışanların ve üretenlerin ödediği vergi, harç vs. kamu gelir artışı, ülkeye kazandırdığı katma değer, bu da üçüncü boyutu. Bu halde böyle bir projeye köstek olmak değil, destek olunması gerekmiyor mu? Bu projeye, toplumun bütün kesimlerinin, siyasetçisinden sendikacısına, sokaktaki vatandaşından entelektüeline varıncaya kadar her kesimin destek vermesi bir vatanperverliktir. Herkes destek vermelidir. Bu konu siyasi malzeme yapılmamalıdır. İşin özü şudur. İnşaat veya yatırım işlerinde daha doğrusu memleket menfaatlerinde siyaset yapılmaz. Siz eğer doğru yapıyorsanız ben sizin yanınızdayım ve projenizde beraber olurum. Siyasi görüşünüz beni ilgilendirmez. Türkiye'de artık insanlar nerede, nasıl yaşayacağını, yaşam kalitesi kavramını öğrenmeye başladı. Yatırımcılar neye ve nereye yatırım yapacağını anladı. Bankacılar artık projeye destek vermek zorunda kaldılar. Artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hazinesindeki bonoları toptan alıp halka satarak para kazanmayı bıraktılar. Yıllarca Merkez Bankası bonolarını sattılar. Rantı kim kazandı? Sürekli tefeci zihniyetiyle hareket eden bankacılık sektörü hiç rizikoya girmeden kazandı. Peki bugün ne yapıyor bankacılar? Devlete güveniyorlar. Projeye yatırım yapıyorlar. Yetmiyor. Yurtdışından fonu getirtip tekrar projeye yatırıyorlar. Bu fonlar ne oluyor? İstihdam ve yatırım hamlesi sağlıyor. Sırf vatandaşa inşaat yapılmıyor ki; vatandaşa yapılan inşaatla beraber o inşaata üretilen malzemelerin üretimi için de fabrikalar kuruluyor. Sanayi sektörü gelişiyor. Yetmiyor. Bu sefer mühendislik fakültesi ve mimarlık fakültesi yıllarca işlevlerini kaybetmiş ve artık ihtiyaç duyulmayan bir sektör haline gelen o fakültelerde, öğrencilerin daha özverili okumasını ve iyi bir derece ile mezun olabilirse, özel sektörde "ayda 10 - 15 milyar para alırım" düşüncesi öğrenciyi okumaya teşvik ediyor. Bu da beyin göçünü önlemiş oluyor, fakat bu da yetmiyor. Yavaş yavaş artık Türkiye dışarıya inşaat ekibi, inşaat mühendisi ihraç etmeye başladı. 3. dünya ülkeleri dediğimiz kalkınmakta olan ülkelerin yatırımcıları "Türkiye'de ne güzel inşaatlar yapılıyor. Bu müteahhitlerle bir görüşelim, bu yüklenicilerle bir görüşelim. Onlar da gelip bizim ülkemizde inşaat yaparlar mı acaba?" demeye başladılar. Demek ki iş yapanın yanında olmak lazım. Bize laf değil iş lazım. Bazı çevreler diyor ki nerden çıktı bu KC ? Kontaş ve Canberk İnşaat olarak, ben ve büyük ağabeyim Selahattin Demir ile tam 15 yıldır dağ-bayır dolaştım. Devletime vergi ödedim. İşçi ve makine parkı çalıştırdım. Benim ortağım Tahir ERBARLAS, abisi Kemal ERBARLAS ile 19 yıl dağlarda gezdiler. Yol yaptılar. Taşocağı çalıştırdılar. Bu iki aile, 2004 yılındaki konut hamlesini görüp güçlerini birleştirip şirket evliliği yaptılar. Kontaş ile Canberk'in baş harflerinden KC Group oluştu. KC Group 2004'te toplu konut hamlesine karar verip bu işe başladığında 19 yıllık geçmişi vardı. Hiç kimse nicel birikimleri olmadan nitel girişim sağlayamaz. Mutlaka geçmişi vardır ki bugünkü güce sahip olmuştur. Yani KC GROUP birdenbire doğmadı. Belli bir geçmişin, belli bir birikimin ürünüdür. Bir de toplumumuz, ülkemizde iş yapan holdingler ve bu holdinglerin sermaye sahipleri artık bir şeyi kabul etmelidir. Artık ülkemizde yeni milli sermaye değerleri doğuyor deme şerefine de ulaşmalıyız. Yani yalnızca alışılagelmiş bazı holdingler sürekli bu ülkede varolacak diye bir kaide yok. Bir insan doğar, emekler, büyür, gelişir ve ölür. Şirketler de böyledir. Kurulurlar, büyürler ve hatta sona ererler. Yani başka firmaların doğuşuna da, büyümesine de müsaade edilmeli. Ben müteahhitlik sektöründe hiçbir firmayı hiçbir zaman eleştirmedim. Ben kendimle de, onlarla da gurur duydum. Çünkü onların varlığı bana gurur verir. Onlar varsa ben de varım. Eğer onlar varsa bu ülkede istihdam var demektir. Onlar yoksa benim bireysel zenginliğim yada bir başka şirketin zenginliği insana mutluluk vermez. Toplumda şu an çok güzel bir çalışma var. Ben şahsen bununla gurur duyuyorum. Umarım ülkemizde konut ihtiyaçlarının arttığı bu dönemde bu toplu konut projeleri devamlı olur. Hiç kimseye koltuk baki değildir. Hiç kimseye hükümet baki değildir. Hükümetler gelir-gider ama yaptığın hizmetler kalır. Bu ülke hepimizin. Doğru iş yapan herkesin yanında olmak zorundayız. Yanlış yapanı da tabii ki eleştireceğiz. Toplu Konut İdaresi'nin iki türlü ihalesi var. Birincisi; kendisinin kontrol ettiği, arsasını tahsis ettiği ve vatandaşa kendisinin sattığı 200, 400,1000, 2000 dairelik işleri ihaleye çıkarıyor. Müteahhitler ihaleye giriyorlar. Keşif veriyorlar, karşılığı şu kadara paraya yapalım diyorlar. İkincisi ise; müteahhide al arsayı kendin yap kendin sat diyorlar. Şimdi birincisinde müteahhidin hiçbir riski yok. Müteahhit yapıyor. Hakedişinin karşılığını alıyor. İkincisinde müteahhit çok büyük risk alıyor. Birincisinde; ihaleye girenlere, en uygun teklifi verene veriyorlar. Çok açık yüreklilikle söylüyorum ben birkaç kez girdim. Hiçbir şekilde adil olmayan bir duruma rastlamadım. Her müteahhit girebilir. Yani teminat mektubunu, dosyasını hazırlayarak, evraklarını tamamlayarak kamu ihale kurulunun yayınladığı ihale şartnamesine uygun olan her müteahhit hasılat paylaşımı modeline de girebilir. Ancak hasılat paylaşımı modelinde çok büyük risk var. Vatandaşın bunu bilmesi lazım. Devlet diyor ki; şurada benim bir arsam var, imar notu bu, şu kadar konut çıkıyor, şu kadar işyeri oluyor diye ilana çıkıyor. Müteahhitler onu inceliyorlar. Kaç para harcayacağım, ne kadar reklama para harcayacağım, satmazsam benim riskim nedir? Bunun hesabını yapıyor ve elini taşın altına koyuyor. Tabir-i caizse kelle koltukta ihaleye giriyor. İşte delilik orada başlıyor. Buna delilik mi dersiniz, akıllılık mı dersiniz bilemem? Siz ne derseniz deyin. Ben KC Group olarak ihaleye giriyorum. İş gelsin bakalım. Şimdi verdiğim örnekte belirttiğim şekilde 3 tane iş yaptım. 2 tanesi Ankara Eryaman'da evlerin bile kira talebi görmediği ve evlerin satılmadığı bir bölgede. İhaleyi aldım. 15 trilyon daha inşaata başlamadan harcadım. 5 trilyon sırf inşaatın bünyesinde çalışacak olan işçilere yatma yeri yaptım. Medya bütçesini planladım. 7 trilyon medya bütçesi çıktı. Satışa çıkacaksınız vatandaşa duyuracaksınız 7 trilyon para harcarsınız. 12 trilyon oldu. 15 trilyon da devlete mektup verdiniz. 32 trilyon oldu. Daha hiç kimseden para almadan para harcıyorsunuz. Bismillah diyerek satışa çıkıyorsunuz. Ya satılmazsa. Müsaade edin de satılırsa 3-5 kuruş para kazanalım. Zaten kazandığımız para yine bu topluma yani vergiye gidecek. Yine muhtasar vergisi ödenecek. Yine stopaj vergisi ödenecek. Yine 2000-3000 civarında insana istihdam sağlanacak ve onlara ücret ödenecek. Satışa girdik. Bir de bunun öncesi var. En az 5-6 trilyonluk da bizim mobilizasyonumuz var. Vinç, araba, kamyon. Bir de satmadan inşaata başlayacaksınız. Temel atacaksınız. Yaklaşık 15 trilyon da buna harcamak zorundasınız. Yani işin keşfi 100 trilyon ise siz 50-60 trilyon para harcamak zorundasınız. 50-60 trilyon para harcayacaksınız ki vatandaş sizden gelip yer alsın. Vatandaş da uyandı. Artık geçmişi olmayan firmadan yer almaz. Biz Ankara firması olduğumuz için kooperatifçilikte yapmıştık. Sağ olsunlar daha önceki üyelerimiz bize inanan insanlar, geldiler bizden daire aldılar ve başarılı olduk. Peki geçmişi unuttuk mu? Eskiden kooperatifler kuruluyordu. 15-20 yıl sürüyordu. İnsanlar ne ödeyeceğini bilmiyordu. Ama şimdi vatandaş satış ofisine girdiği andan itibaren Toplu Konut İdaresi'nin onayladığı listenin bünyesinde satış yapılıyor. Ne zaman biteceğini, hangi kriterlerde malzemenin kullanılacağını biliyor. Deprem zemin etüdünden bilgi sahibi oluyor. Hukuk müşavirine soruyor, hukuk müşaviri ona cevap veriyor ve yazılı belge veriyor. Gerekirse vatandaş Toplu Konut İdaresi'ni arıyor; “Ben şu gruptan şu firmadan ev alıyorum, gerçekten bu ev 2 yılda bitecek mi” diyor? TOKİ’ de "Evet bitecek. Bitmezse ben yaparım burayı" diyor. Çünkü vatandaş parayı firmanın hesabına yatırmıyor. Toplu Konut İdaresi'nin hesabına yatırıyor. Toplu Konut İdaresi ise müteahhide ödemeyi iş yaparsa veriyor. Bu kadar sağlam bir iş olur mu? Tek rizikoda olan kimdir biliyor musunuz? Müteahhittir. Cebindeki parayı harcıyor, inşaatı yapıyor-satıyor ama para Toplu Konut İdaresi'nin hesabına geçiyor. İş yapmadan parasını alamıyor. Nasıl oluyor da hasılat paylaşımı modeli müteahhitlere peşkeş çekiliyor deniyor ben anlamıyorum? Bu nasıl peşkeş? Elbette yüklenici firma para yatırdığında artı değer kazanacak. Hiç artı değer kazanmadan sermaye yatırılır mı? Sermaye, ücret, kar ilişkisini bilmeden yüklenici firma iş yapar mı? Fransızların çok güzel bir atasözü var. <> Biz bunu yapınca devlet bize peşkeş mi çekiyor? Aksine geçmiş dönemde devlet arsa halinde iken 20 trilyona satamadığı arsasını bu dönemde 80 trilyona satıyor. Buyurun Toplu Konut İdaresi'nin kuruluşundan bugüne kadarki zamanı (peşkeş iftirasını atan) meslektaşlarım incelesinler. Geçmiş dönemde % 11, % 16, % 20 gibi komik rakamlardan yukarı müteahhitlere iş verilmiş mi? Şu an TOKİ' nin yaptığı bütün ihaleler % 26, % 33, % 40, % 60 gibi yüksek rakamlardan yapılıyor. % 20 ve % 30 gibi rakamlar müteahhitler alışsın diye hasılat paylaşımı modelinin ilk zamanlarında yapılmıştır. TOKİ; hasılat paylaşım modeline yabancı olan müteahhit firmaları öyle bir teşvik etti ki, şu anda % 50 ve % 60 gibi kırımlarla işler veriliyor. Yani kısacası TOKİ hazineden ve bütçeden para almadan vatandaşa ev yapıyor. Soruyorum sizlere; Bundan daha güzel bir şey var mı? TOKİ eğer uyanık davranmayıp arsaları ucuza satsaydı, işte o zaman devletin arsaları bir yerlere peşkeş çekilmiş olacaktı. Ama ‘hasılat paylaşımı modeli’ ile devlet buna izin vermiyor. Benim ve ortağımın bir tabiri var. Herkes hakkını alıyorsa herkes mutludur. Bu projeden; devlet de, vatandaş da, müteahhit de çalışan işçi de karlı kardeşim... Daha önce bu işleri yapan büyük müteahhitler neden bu projede yer almadılar? Biliyor musunuz? Onlar % 40 ve % 50 gibi rakamlara alışık olmadıkları için. Alışmışlar devletten bedava arsa alıp, yarım yamalak proje üretip, parayı hep cebe atmaya... Artık kazın ayağı öyle değil; devlet de millet de uyandı. Artık sistem değişti. Devlet de, vatandaş da, müteahhit de, çalışan da kazanacak. Düşünebiliyor musunuz? Türkiye'de ilk defa şantiye şefleri ayda 5-10 milyar para alıyor. Bu ne demektir? Taşeron firmalar, malzeme üreten ve satan fabrikalar, çalışan insanlar ilk defa mutlu oldu. İddia ediyorum ve adım gibi de biliyorum. Bu devlet, bu iktidar, bu proje, bu ekip böyle çalışırsa inşaat sektörü Türkiye'yi kalkındırır.

UYARI: YUKARIDAKİ RÖPORTAJ SADECE MEDYA ÇALIŞMASIDIR. ERCİYES GRUP OLARAK BU ŞİRKETLE HİÇBİR TİCARİ BAĞIMIZ YOKTUR.